Anne: Oğlum, sen de büyüyünce baba gibi doktor olacak mısın?
Ali Efe: Hayır, ben anne gibi doktor olucam.
Anne: Nasıl oluyor anne gibi doktor?
Ali Efe: Böyle hastane, toplantı, bilgisayar, kültür merkezi, market, gezmek …
Anne: Oğlum, sen de büyüyünce baba gibi doktor olacak mısın?
Ali Efe: Hayır, ben anne gibi doktor olucam.
Anne: Nasıl oluyor anne gibi doktor?
Ali Efe: Böyle hastane, toplantı, bilgisayar, kültür merkezi, market, gezmek …
Ali Efe: Anne ben Wii oynayabilir miyim?
Anne: Hayır oğlum, hafta içi oynamıyoruz.
Ali Efe: Tamam sen bi yere git, ben babaya sorayım, baba izin verir.
Kurallar hiç sorun değil, biz bir yolunu buluruz …
Ali Efe ‘Pamuk Dede’ serisinden ‘Cimcime’ adlı kitabı çok seviyor. Ne zaman okusam ilgiyle dinliyor, bazı cümleleri artık ezbere biliyor. Dün yine aynı kitabı okuyorduk:
Kitap: “Cimcime: ‘Pamuk dedeciğim, beni çok rahatlattın’ dedi.”
Ali Efe: Anne, Pamuk dede Cimcime’yi rahatlattı mıııı?
Nasıl, Türkçesi iyi değil mi
Ahmet Berk’e “Ahiret Gününe İnanıyorum” kitabından bir hikaye okuyordum. Hikaye kısaca şöyle:
“Bir baba oğluna ‘ben ölünce ayağıma bir çorap giydir’ diye vasiyet ediyor. Tabi cenaze işlemleri sırasında hocalar buna izin vermiyor. Sonra babanın ‘bak oğlum ayağıma bir çorap bile giydirmiyorlar …’ diye başladığı nasihat mektubu ortaya çıkıyor…”
Hikayede cenaze işlemleri ve cenaze namazından bahsedilince ara ara Ahmet Berk’e açıklamalar yapmaya çalıştım. Önce cenaze namazını tam alayamadı, ‘neden ona bow down yapıp namaz kılıyorlar?’ diye sordu (sadece Allah’a kılınır demek istiyor). Ben de ‘Allah için kılıyorlar, ölen kişiye dua etmek için’ dedim. Bu sefer Ahmet Berk bizi çok şaşırtan bir istekte bulundu:
Ahmet Berk: Ben Türkiye’de ölmek istiyorum.
Anne: Neden?
Ahmet Berk: Çünkü oradaki camilerde daha çok insan var, buradaki camilerde o kadar çok insan yok.
Yavrulara birer tane yeni kitap almış eve dönüyorduk. Ahmet Berk Ali’nin yeni kitabını almış okuyor, Ali Efe de bırak benim kitabımı diye kızıyor… Ahmet Berk kitaba bakmaya devam ederek izin istedi. Ama Ali’nin sakinleşmesi mümkün değil
Ben de ‘geri ver öyle izin iste, izinsiz aldıktan sonra olmaz’ dedim. Ali Efe kitabı geri alınca sustu, bir daha vereceğini hiç tahmin etmiyorum. Biraz sakinleşince:
Ali Efe: Abi güzelce iste vereyim.
Ahmet Berk: Ali bana kitabı verebilir misin?
Ali Efe: Hayır! güzelce söyle!
Ahmet Berk: Alicim kitabı lütfen bana verebilir misin?
Ali Efe: Tamam, al …
Dün evden çıkarken Ahmet Berk gideceğimiz yerin kuponlarını bulamadı. Orda mı, burda mı derken ben biraz kızdım. Sonra yola çıktık. Arabada Ali Efe bana söyleniyor:
Kızma abime, yoksaaaa benim abim olur, senin abin olmaz!
(Abisine güzel davranmayınca ben öyle diyorum: benim abim olsun o zaman, senin abin olmasın diye …)
Son zamanlarda Ali Efe bizim söylemesini istemediğimiz ayıp birşey söylüyor (ingilizce). Öğretmeniye konuştum, çocukarın hemen hepsi söylüyormuş, zamanla düzelecek dedi.
Bugün Ali Efe’yi sınıfından alırken, yine aynı şeyi söyledi. Ben de: “Sen abi olmak istemiyor musun? Abiler öyle şeyler söylemez? Bak abin hiç o lafı söylüyor mu?” dedim.
Ali Efe hemen cevabı yapıştırdı: “Ama abi de (dilini çıkararak) böyle yapıyor” dedi.
Genelde Ahmet Berk’in çantasına öğleden sonra okulda yesin diye atıştırmalık birşeyler koyuyoruz. Okulda da yemek var ama bazen beğenmiyor, bazen oyuna dalıp yemeyi unutuyor, bazen de yetmiyor. Ben aldığımda çok aç olursa malesef çekilmez olyor. O yüzden sıkı sıkı tembihliyorum, aç kalma diye
Bugün yine yanındaki krakerleri yemeyi unutmuş. Beni görünce aklına gelmiş ve arabada onları yemek için ısrar etti. Ben de evde hazır yemek olduğu için yemesine izin vermedim. Eve girer girmez hemen çocukların yemeklerini ısıttım ve gelin diye seslendim. Ali zaten çok aç değil, hemen yap-bozun başına geçmiş, Ahmet de ses vermiyor. Ali’ye abin nerde diye sordum, o da “ağlıyor” diye cevap verdi. Baktım bizimki gerçekten hüngür hüngür ağlıyor:
“Kimse anlamıyor benim feelinglerim nasıl feel yapıyor …” diye.
Meğer çok acıkmış, onun canının ne kadar çok o krakeri yemek istediğini ben anlamıyormuşum.
Ali Efe annesini kimseyle paylaşmak istemiyor. Mesela Ahmet benim kucağımda oturuyorsa, önce geliyor “bizim annemiz diyor” ve yerleşmeye çalışıyor. Ahmet Berk’i biraz kenara itince başlıyor “benim annem” demeye. Ahmet Berk de yazık hiç dayanamıyor “hayır, ikimizin, bizim annemiz” diye ikna etmeye çalışıyor …
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Daha önce Ahmet Berk’i de denediğim gibi Ali Efe’ye diyorum ki: “Annane benim annem.”
Ali Efe: “Hayııııır, benim annem!”
Nedense çocuklar bunu “ben annanenin annesiyim” diye anlıyor
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Ali Efe annesini paylaşamadığı gibi abisini de paylaşmaya dayanamıyor. Abisine kötü davranırsa, vurursa (eli çok ağır), hemen “abi benim, benim abim olsun” diyorum. Hiç dayanmıyor, gelip hemen abisine sarılıyor.
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Gündüz bu yazıyı yazdım, akşam üzeri eve dönerken yine Ali Efe’nin “benim annem krizi” tuttu. Yoldayız, Ahmet Berk’i almaya gidiyoruz. Ahmet Berk’in arada gittiği okulu arıyorum, bişey sormam gerekiyor: “Hello, this is Gulcin , Ahmet’s mom …” diye konuşmaya başlıyorum. Bu arada arka tarafta da kıyamet kopuyor: “Hayır, hayııııııııııır, Ahmet’in annesi değil, benim anneeeeeeeem….”
Sabah kahvaltısı için ekmek makinasında hamur hazırlıyorum. Ahmet Berk merak etti, makina çalışmaya başlayınca seyretmeye başladı. Kuru malzemeler en üstteyken makinenin kolu döndükçe unu girdap gibi içe doğru çektiğini görünce:
“Aaaa, karnın ağrıyor da kaka yapacakmışsın gibi” dedi.
Yazık çocuk nasıl karın ağrısı çekiyormuş öyle
Son Yorumlar